Dünyanın Zeytin Mirasını Korumada CBS’nin Rolü

Zeytinyağı üretimi, binlerce yıldır dünyanın dört bir yanındaki ılıman iklim bölgelerinde farklı tarım uygulamalarının merkezinde yer almıştır. Zeytin ağaçlarının yetiştirilmesi ve zeytinyağı üretimi, sadece tarımsal bir faaliyet olmanın ötesine geçerek zeytinin yetiştiği bölgelerin kültürel kimliklerine ve ekonomilerine nakşedilmiştir. Bu durumun en belirgin olduğu yer, zeytin ağacının yüzyıllardır barışın sembolü olarak ayakta durduğu Akdeniz Havzası’dır.

Günümüzde, değişen iklim hepimizi etkiliyor, hatta yüzyıllardır bizi besleyen mahsulleri bile tehdit ediyor. Atmosferik karbondioksit seviyelerinin 2050 yılına kadar neredeyse iki katına çıkacağı ve bunun da 21. yüzyılın sonuna kadar ortalama 4,4 santigrat derecelik bir sıcaklık artışına yol açacağı tahmin ediliyor. Türkiye’nin toplam zeytin üretiminin yüzde 80’ini karşılayan Ege Kıyıları’ndaki zeytin yetiştirme alanlarının yüzde 53’ünden fazlası, 2050 yılına kadar zeytin ağacı yetiştiriciliği için uygunsuz hale gelebilir. Türkiye’nin 2023 ile 2024 yılları arasında zeytin ve zeytinyağı üretiminde dünyada ilk üç ülke arasında yer aldığı düşünüldüğünde, bu durum ciddi bir endişe kaynağıdır.

Atina Akropolü’nde yetişen o kadim zeytin ağacı

CBS teknolojisinin, özellikle de ArcGIS Living Atlas of the World katmanlarının yardımıyla, bu hassas bölgeleri tam olarak tespit edebilir ve değişen iklimin zeytin ağaçları üzerindeki olası etkilerini değerlendirebiliriz. CBS; bu kırılgan bölgelerdeki zeytin ve diğer mahsullerin yetiştirilme süreçlerini anlamamız, proaktif önlemler almamız ve bu hayati sektörün sürdürülebilirliğini sağlamamız için bizi güçlendirir.

Bu zorlukların üstesinden gelmek için, iklim değişikliğinin 2050 yılına kadar karasal ekosistemler üzerindeki potansiyel etkisini ve bu ekosistemlerdeki zeytin ağaçlarını nasıl etkileyeceğini anlayarak kaynakları ve çabaları nereye yönlendireceğimizi belirlememiz gerekiyor. Bu etkinin boyutunu daha derinlemesine kavrayabilmek adına, ArcGIS Living Atlas verilerini kullanarak Türkiye’nin Ege Kıyıları’ndaki zeytin ağaçlarını analiz etmeye karar verdik.

Eski Rekolteler İçin Yeni Tehditler

Yunanistan’ın Ege Kıyıları’nda ilk zeytin ağaçlarının ortaya çıkmasından binlerce yıl sonra, Deniz Karagülle’nin büyükanne ve büyükbabasının ailesi 1923 yılında kıyı şeridi boyunca Yunanistan’dan Türkiye’ye göç ederek İzmir’de bir zeytin çiftliği kurdu. O zamandan beri aile, o çiftlikte kendi zeytinini ve zeytinyağını üretti; ta ki 2023 yılına kadar.

2023 yılının ekim ayında, hasat mevsimi sırasında Karagülle, büyükanne ve büyükbabasını ziyaret etti ve zeytin toplamak için çiftlikte onlara katıldı. Çalışırlarken Karagülle, büyükbabasına çiftliğin durumunun önceki yıllara kıyasla nasıl olduğunu sordu.

İşler pek iyi gitmiyordu. Büyükbabası, eskiden 10 kg zeytinden 5 kg zeytinyağı elde ettiğini, ancak artık sadece 1 kg alabildiğini açıkladı. Bu değişimin, yağış eksikliğinin yanı sıra havaların önceki yıllara göre çok daha sıcak olmasından kaynaklandığını söyledi.

Atsas Organics’in kurucu ortaklarından çevre mühendisi ve organik tarım uzmanı Nicolas Netien’e göre ise sorun sıcaklık değil. Netien, “Zeytinler buna dayanabilir,” dedi. “Asıl zorluk, değişen [hava] modelleri. Koşullar giderek daha öngörülemez hale geliyor; bu da daha uyumlu ve dirençli sistemlere ihtiyacımız olduğu anlamına geliyor.”

Her yıl ne olacağını tahmin etmek daha da zorlaşıyor. Kış yağmurları gelmiyor, bahar aylarında çiçeklenme döneminde beklenmedik kar yağışları yaşanıyor ve şiddetli sıcaklar bir ay erken gelip eskisinden iki kat daha uzun sürüyor. Tüm bunlar, özellikle 2024 yılında zeytinler üzerinde ciddi bir stres yarattı.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) de belirttiği gibi, “İklim değişikliğine bağlı sıcaklık, yağış ve aşırı hava olaylarındaki değişiklikler, birçok bölgede mahsul verimini ve kalitesini şimdiden etkileyerek küresel gıda güvenliğini tehdit ediyor.” Bu durum, sıcaklık ve yağış gibi iklim değişkenlerindeki kaymaların tarımsal üretkenliği ve kaliteyi nasıl etkileyebileceğini gözler önüne seriyor.

İklimsel değişimler çevre ekolojisini etkilediğinde, bu durum adaptasyon ihtiyacının bir işareti haline gelir. Aksi takdirde, Karagülle’nin büyükanne ve büyükbabası gibi insanlar mahsullerinin hem hacmini hem de kalitesini kaybetmeye başlar. Yunanistan, İspanya, İtalya, Kaliforniya ve diğer pek çok bölgedeki zeytin üreticileri de benzer zorluklarla karşı karşıya.

Değişen iklim ve ekosistemlerden etkilenebilecek zeytin ağaçlarının oranını anlamak için ArcGIS Living Atlas verilerini kullanarak mekansal analizler gerçekleştirdik. Aynı yöntemi, kendi bölgenizdeki her türlü mahsul için uygulayabilirsiniz.

İş Akış Analizi

Analizimizde, ArcGIS Living Atlas’ta yer alan SSP5-8.5 senaryosu kapsamındaki 1 km çözünürlüklü “2050 Yılı Dünya Karasal Ekosistemleri (WTE) İçin Öngörülen Değişim Türleri” katmanını kullandık. Bu katman, “2050 Yılı İçin Öngörülen Dünya Karasal Ekosistemleri (SSP5-8.5)” ve “2015 Dünya Karasal Ekosistemleri” veri setlerinden türetilmiştir. Söz konusu veri setleri, Uluslararası Gıda Politikası Araştırma Enstitüsü’nün (IFPRI) Mekansal Üretim Tahsis Modeli (SPAM) tarafından sağlanan 10 km çözünürlüklü zeytin ağacı veri seti ile birlikte ArcGIS Living Atlas’ta mevcuttur.

2050 Yılında Ekosistem Bozulmalarına Bağlı Olarak Zeytinlikler Üzerinde Öngörülen Etkiler

2015 yılına ait verileri ve 2050 yılı için öngörülen karasal ekosistemleri (WTE) analiz ederek (bkz. sayfa 51), ekosistem türlerinde küresel ölçekte meydana gelebilecek potansiyel iklim değişikliklerini gözlemledik. Bu analiz, “2050 Yılı WTE İçin Öngörülen Değişim Türleri (SSP5-8.5)” katmanını kullanan çalışmamızın temelini oluşturmaktadır. Bu katman, SSP5-8.5 emisyon senaryosu altında, 2015’ten 2050’ye kadar karasal ekosistemlerde modellenen değişimlerin türlerini ve kombinasyonlarını göstermektedir. Bu verileri, modelimizdeki ekosistem değişiminin tetikleyicilerini tanımlamak ve bu tetikleyicilerin zeytin ağaçları üzerindeki etkisini hesaplamak için kullandık.

Modelimizdeki ekosistem değişimleri, iklim kaynaklı bozulmalar ve antropojenik (insan kaynaklı) bozulmalar tarafından yönlendirilmektedir. Her bir karasal ekosistem (WTE); iklim koşulu, yer şekli ve arazi örtüsü olmak üzere üç girdinin benzersiz bir kombinasyonuna sahip alanlar olarak tanımlanır. Bu üç girdi değişkeni sınıfından herhangi biri değişirse, ekosistem türünün kendisi de değişir.

Sürdürülebilir zeytin üretimi ve daha iyi arazi yönetimi planlaması için çözümler geliştirmek adına, öncelikle bu değişimlerin nerede meydana geldiğini belirlemek esastır. Bir değişimin gerçekleşip gerçekleşmediğini ve eğer gerçekleştiyse ne tür bir değişim olduğunu gösteren bir dizi değişim katmanı oluşturduk. Bu katmanları, 2050 yılında farklı ekosistem bozulma alanlarının her birinde yer alan zeytin ağaçlarının yüzdesini belirlemek için kullandık.

Analiz iş akışı; değişim katmanlarının hiçbir değişimin olmadığı alanları, insan kaynaklı bozulmalarla meydana gelen değişimleri ve iklim kaynaklı bozulmalarla meydana gelen değişimleri tanımlayacak şekilde yeniden sınıflandırılmasını (reclassify) içeriyordu. Ardından, bu bozulma bölgeleri içinde kalan zeytin ağaçlarının yüzdelerini hesapladık.

ArcGIS Living Atlas’ta yer alan “2050 Yılı İçin Öngörülen Karasal Ekosistemler” veri setini ve ArcGIS Pro’daki ArcGIS Spatial Analyst yeteneklerini kullanarak, dünyanın herhangi bir bölgesindeki diğer mahsul türleri için de benzer iş akışlarını uygulayabilirsiniz.

2050 Yılı WTE İçin Öngörülen Değişim Türleri

0. Adım: Analiz Ortamının Kurulması

Herhangi bir analize başlamadan önce, analizin tüm adımlarının aynı analiz ortamında yürütüldüğünden emin olmanız önerilir. Farklı çözünürlüklere, kapsamlara ve koordinat sistemlerine sahip verilere sahip olduğumuz için; hücre boyutunu (cell size) ve yakalama rasterını (snap raster) en düşük çözünürlük olan 10 km’ye, analiz kapsamını (analysis extent) Zeytin Ağacı Veri Seti’ne (10 km yerel çözünürlük) ve çıktı koordinat sistemini ise “2050 Yılı SSP5-8.5 Karasal Ekosistemleri Küresel Değişim Türleri Öngörüsü” katmanına (1 km yerel çözünürlük) göre ayarladık. Bu işlem, doğru kapsamı işlememizi sağladı ve var olmayan verilerin üretilerek analizimize yanlılık (bias) dahil etmesini engelledi.

1. Adım: Verilerin Yeniden Sınıflandırılması

İlk olarak, “Ekosistem Bozulması” rasterını oluşturmak amacıyla, insan kaynaklı ve iklim değişikliği kaynaklı bozulmaları birbirinden ayırt etmek için sınıf sayısını yediden üçe düşürerek “2050 Yılı SSP5-8.5 Karasal Ekosistemleri Küresel Değişim Türleri Öngörüsü” verilerini yeniden sınıflandırdık. Burada, her türlü sıcaklık veya kuraklık değişiminin iklimsel bozulma; her türlü arazi örtüsü değişiminin ise insan kaynaklı bozulma olarak sınıflandırılacağını varsaydık. Sıcaklık veya kuraklığı arazi örtüsü ile birleştiren sınıflar, söz konusu alan halihazırda değiştiği ve artık ürün yetiştiriciliği için kullanılamayacağı gerekçesiyle insan kaynaklı olarak sınıflandırıldı. Bu işlem için ArcGIS Pro’daki Spatial Analyst uzantısında yer alan “Reclassify” (Yeniden Sınıflandır) aracını kullandık.

2. Adım: Çakışmaların Görüntülenmesi

Ardından, bozulmaların zeytin ağacı dağılımıyla olan çakışmasını görmek için zeytin ağaçları verisi ile ekosistem bozulması rasterını birleştirdik. “Combine” (Birleştir) aracını kullanarak, ekosistem bozulması ile zeytin ağacı dağılımının her bir çakışmasına benzersiz bir kombinasyon atadık. Bu şekilde 327 benzersiz kombinasyon elde edildi.

3. Adım: Değişimin Hesaplanması

Bu aşamada, “Summary Statistics” (Özet İstatistikler) aracını kullanarak, bu ekosistem bozulma bölgelerinin her birinin içinde kalan zeytinliklerin yüzdelerinin toplamını ve zaman içinde hiçbir değişimin görülmediği bölgeleri hesapladık.

4. Adım: Grafik Oluşturulması

Bulgularımızı görselleştirmek için özet istatistiklerin öznitelik tablosundan (attribute table) bir grafik oluşturduk. “Create chart” (Grafik oluştur) seçeneğine tıklayıp “Pie chart” (Pasta grafik) türünü seçtik ve grafiğin renklerini haritayla uyumlu hale getirdik.

Zeytin İçin Bir Gelecek

Öngörülen karasal ekosistem değişiklikleri; gelecekteki iklim senaryolarına ait modeller ile büyüyen nüfusun yerleşim ve tarım alanındaki genişleme taleplerine dayanmaktadır. Bizimki gibi modeller ne olacağını kesin olarak söylemez, aksine nelerin gerçekleşebileceğini ortaya koyar. Sonuçlar değişikliğe tabidir. Ancak modelimize göre, çevredeki ekosistemleri etkileyen önemli iklim değişiklikleri, adaptasyonun bir zorunluluk olduğunun altını çizmektedir.

Analiz iş akışı; değişim katmanlarının hiçbir değişimin olmadığı alanları, insan kaynaklı bozulmalarla meydana gelen değişimleri ve iklim kaynaklı bozulmalarla meydana gelen değişimleri tanımlayacak şekilde yeniden sınıflandırılarak (reclassify) analiz edilmesini içermektedir.

İyi haber şu ki, bir bölgenin zeytin ağacı tarımı için daha az uygun hale gelmesi, orada zeytin yetiştirmenin imkansız olacağı anlamına gelmez. Uygunluğun azalması, uygulanabilir ve verimli zeytin ağaçları yetiştirmek için daha fazla çaba ve kaynak gerektiği anlamına gelir. Zeytin üretiminde iklim değişikliğine uyum sağlamak; daha ılıman sıcaklıklarda büyüme koşullarını optimize etmek için sulama sistemlerinin kurulmasını veya genişletilmesini ya da yamaçların teraslanmasını içerebilir. Çiftçiler, zeytin ağaçlarını en yüksek UV radyasyonundan korumak için modüler gölgelikler kullanabilir veya zararlılar ile hastalıkları uzak tutmak için tedaviler uygulayabilir. Bahçe yönetimindeki düzenlemeler; su verimliliğini en üst düzeye çıkarabilir, toprak besin maddelerini iyileştirebilir veya toprağın karbon tutumunu artırmak için örtü bitkilerinden yararlanabilir.

Değişen iklimlere yanıt olarak, zeytin yetiştiriciliği yeni uygun alanlara da kayabilir veya çiftçiler gelecekteki koşullar altında daha dirençli olan farklı zeytin çeşitlerini keşfedebilirler.

Deniz Karagülle, Ekim 2023’te büyükanne ve büyükbabasının İzmir’deki zeytin bahçesinde.

Sürdürülebilir tarımın gelecekteki teknikleriyle araziyi yönetme konusunda doğru kararları alırsak, 2050 yılına kadar meydana gelebilecek potansiyel iklim ve arazi örtüsü değişikliklerinden bağımsız olarak, Türkiye’nin Ege Kıyıları’ndaki zeytin ağaçlarının yüzde 88’e kadarını kurtarabiliriz. Ancak bunu yapmazsak, bu ağaçların yüzde 53’ünü kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırız. (Bu, modelimize dayanan bir öngörüdür, kesin bir tahmin değildir; nelerin gerçekleşebileceğini açıklar ve sonuçlar değişikliğe tabidir.) Ege Kıyıları, Türkiye’deki zeytin üretiminin yüzde 80’ini karşılamaktadır ve ülke dünya genelindeki en büyük üç zeytin üreticisinden biri olduğu için, harekete geçilmemesi bu bölgenin çok daha ötesindeki insanları da etkileyecektir. Benzer sonuçların, dünya genelindeki diğer zeytin yetiştiricisi ülkelerde de yaşanması muhtemeldir.

Sonuç olarak; yerel halkın ihtiyaçlarına odaklanarak, değişen iklimin etkilerine uyum sağlamamıza yardımcı olacak stratejilerin planlanmasına potansiyel ekosistem kaymalarını gösteren haritaların entegre edilmesini savunuyoruz. Bu analizde; iklimde beklenen değişimler ve insan faaliyetleri için artan arazi ihtiyaçlarına dayanarak, mevcut zeytin ağaçlarının bu ekosistem değişikliklerinden etkilenebileceği alanları değerlendirdik.

Küresel gıda sistemlerinde, özellikle gelişmiş tarım teknolojilerine erişimi olmayan çiftçilerin değişen iklim ve hava modellerine hazırlanmalarını ve bunlara uyum sağlamalarını destekleyecek sürdürülebilir bir dönüşüme acilen ihtiyaç duyulmaktadır. Dünya, bu kritik yenilikleri daha fazla erteleme lüksüne sahip değildir.


Daha fazla bilgi için links.esri.com/olive-legacy-references adresini ziyaret edebilirsiniz.

Kenar Çubuğu: Dünya Karasal Ekosistemleri

Analizinizde “Dünya Karasal Ekosistemleri (WTE) İçin Öngörülen Değişim Türleri” katmanını kullanmaya başlamadan önce, WTE kavramını anlamak faydalı olacaktır. Bu, neyi ve neden başarmayı hedeflediğinizi kavramanıza yardımcı olur.

2020 yılında Doğa Koruma Vakfı (TNC), Amerika Birleşik Devletleri Jeolojik Araştırmalar Kurumu (USGS) ve Esri; ortak bir çalışmayla 250 metre çözünürlüklü “2015 WTE” veri setini geliştirdi. Karasal ekosistemler; bitkilerin, hayvanların ve mikroorganizmaların birbirleriyle ve fiziksel çevreleriyle etkileşime girdiği karaya dayalı ortamlardır. WTE’ler; 2015 yılı için Dünya İklim Bölgesi, genelleştirilmiş Hammond yer şekli türleri ve Avrupa Uzay Ajansı (ESA) Küresel Arazi Örtüsü’nün benzersiz kombinasyonları olarak kavramsallaştırılan ve haritalandırılan 431 ekosistemden oluşan bir settir.

Yukarıda, bu analiz için kullanılan “2050 Yılı Öngörülen WTE İş Akışı” yer almaktadır.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) kılavuz ilkeleri doğrultusunda, WorldClim 2’den alınan sıcaklık ve kuraklık verileri kullanılarak 18 iklim bölgesi oluşturulmuştur. Arazi örtüsü sekiz sınıfta yeniden sınıflandırılmış; yer şekli verileri ise 2010 dijital yükseklik modelinden (DEM) türetilerek Hammond modeli yer şekilleri dört sınıfta yeniden sınıflandırılmıştır. Bu katman, öngörülen 2050 yılı karasal ekosistemleriyle karşılaştırıldığında karasal ekosistemlerdeki değişimleri anlamamızı sağlayan temel katmandır.

Geçen yıl Esri; USGS, Conservation International, Wildlife Conservation Society, TNC, NatureServe ve Clark Üniversitesi ile bir iş birliği gerçekleştirdi. Bu iş birliği, 2050 yılına yönelik iklim ve ortak sosyoekonomik rota senaryolarını dahil ederek ve Dünya’nın karasal ekosistemlerinin dağılımındaki değişimlerin türlerini, boyutunu ve konumlarını tanımlayarak 2015 WTE çalışmasının öngörülerinin kapsamını genişletti.

Küresel iklim modellerinden yararlanılarak, iklim bölgeleri ve arazi örtüsü geleceğe yönelik olarak öngörülebilir. Küresel İklim Modelleri Karşılaştırma Projesi Faz 6’nın (CMIP6) bir parçası olan en güncel küresel iklim modelleri, Ortak Sosyoekonomik Rotalar (SSP’ler) olarak bilinen bir dizi kalkınma ve emisyon senaryosunu kullanır. SSP’ler, gelecekteki toplumu şekillendirebilecek genel sosyoekonomik eğilimleri açıklayan anlatıları temsil eder.

Öngörülen üç adet 2050 WTE modelini oluşturmak için üç CMIP6 SSP senaryosu seçilmiştir. Küresel ekosistem modellemesi için seçilen SSP’ler şunlardır: emisyon azaltım rotası (SSP 1-2.6), emisyonların devam ettiği rota (SSP 3-7.0) ve yüksek emisyon rotası (SSP 5-8.5).

Veri setinde, yukarıda açıklanan üç SSP ile entegre edilmiş IPCC kılavuz ilkelerini takiben, WorldClim 2 yerine CMIP6’dan alınan CHELSA 2.1 (1 km) iklim modelleri kullanılmıştır. Her bir SSP için, CHELSA tarafından derlenen beş CMIP6 GCM’sinden (Küresel İklim Modeli) modellenmiş iklim verileri seçilmiştir: UKESM1-0-LL, MPI-ESM1-2-HR, MRI-ESM2-0, GFDL-ESM4 ve IPSL-CM6A-LR. Beş GCM ve üç SSP’nin kombinasyonu, 19 iklim bölgesi sınıfına sahip 15 biyoiklim kombinasyonu üretmiştir.

Öngörülen arazi örtüsü veri seti için Chen ve arkadaşlarının (2022) mevcut modelleri kullanılmıştır. Chen ve arkadaşları tarafından geliştirilen modeller, yukarıda açıklanan üç rota da dahil olmak üzere sekiz SSP için 2015’ten 2100’e kadar beşer yıllık aralıklarla sunulan 1 km mekansal çözünürlüklü küresel öngörülerdir. Bu modeller, LUH2 çıktılarını 17 bitki fonksiyonel tipine (PFT) göre yeniden sınıflandırarak Arazi Kullanımı Uyumlaştırma 2 (LUH2) modelinden (Hurtt et al., 2020) gelen küresel arazi kullanımı verileri ile ESA/CCI GLC verilerini uyumlaştırmıştır. Bunlar daha sonra sekiz sınıfa ayrılmıştır.

Üçüncü parametre olarak 2015 WTE ile aynı yer şekli veri seti kullanılmıştır. 2015 WTE modelinde, tek bir ekosistem haritası üretmek için üç girdi katmanı birleştirilmişti. Ancak 2050 WTE’leri için, her biri üç SSP içeren beş GCM’nin kullanılması 15 iklim bölgesi çıktısı üretmiş; tek model bitki örtüsü ve arazi örtüsü öngörüleri ise üç SSP’ye dayalı olarak toplam üç arazi örtüsü çıktısı oluşturmuştur. 2050 WTE senaryosunda; yer şekli, arazi örtüsü ve iklim bölgeleri veri setleri sırasıyla 231, 927 ve 1157 metre çözünürlüklere sahipti. Bu veri setleri en küçük ortak paydaya göre yeniden örneklendirilmiş (resample), ardından hizalanarak birleştirilmiştir. Son olarak, yeniden örnekleme hatasının yayılımını çok düşük düzeyde tutmak amacıyla veri seti yaklaşık 1,25 km hücre boyutu çıktısına göre yeniden örneklendirilmiştir.

İklim bölgesi, küresel bitki örtüsü ve arazi örtüsü ile yer şekilleri girdileri daha sonra birleştirilerek, Sayre ve arkadaşları (2020) tarafından açıklanan orijinal WTE tipolojisi takip edilerek her bir SSP için bir WTE sınıflandırması atanmıştır. Her SSP için beş adet 2050 WTE’si elde edilmiştir. Çıktıları basitleştirmek ve her SSP için nihai, baskın bir WTE türetmek amacıyla, SSP başına beş 2050 WTE’sinin tamamında en sık meydana geleni belirlemek için çoğunluk kuralı (majority rule) uygulanmıştır. Bu işlem, üç SSP ve GCM’ye dayalı öngörülen üç WTE üretmiştir.

Bu veriler kullanılarak, Dünya üzerindeki her 1 km²’lik kara pikselinin ekosistem türü, 2015 yılındaki durumu ile insan davranışlarının ve değişen iklimin farklı seyirlerini temsil eden üç senaryo altında 2050 yılı için öngörülen türüyle karşılaştırılmıştır.

Yazarlar Hakkında

Deniz Karagülle Deniz Karagülle, Esri’de küresel topluluk katılımı (global community engagement) ekibinin teknik lideridir ve 2010 yılından beri ArcGIS Living Atlas of the World ekibinde görev yapmaktadır. CBS mühendisliği alanında uzmanlaşmış olup; karasal ekosistemler, yer şekilleri ve canlı veri akışları (live feeds) gibi konuları kapsayan küresel bilimsel ve tematik veri katmanlarının baş yazarlarından biridir.

Sarmistha Chatterjee Sarmistha Chatterjee, Esri’nin raster analiz grubunda kıdemli ürün mühendisidir; raster ve bilimsel çok boyutlu (multidimensional) veri analizleri üzerine çalışmaktadır.

Bu çalışma, Esri ArcUser dergisinde yayımlanan Deniz Karagülle ve Sarmistha Chatterjee imzalı “How GIS Can Protect the World’s Olive Legacy” başlıklı makaleden derlenerek çevrilmiştir. Makalenin orijinal metnine ve kullanılan veri kaynaklarına buradan ulaşabilirsiniz.

Önceki Yazı
Ticari Stratejide Yeni Nesil Dönüşüm: Lokasyon Analitiği ve Mekânsal Zekâ
Yazıyı görüntüle
Sonraki Yazı
Dünyanın Zeytin Mirasını Korumada CBS’nin Rolü
Yazıyı görüntüle